Erdoğan’ın makam aracına tüküren gence 7 bin 600 TL para cezası

26 Mart 2015 Perşembe

İstanbul Adalet Sarayı’nda bulunan 54. Asliye Ceza Mahkemesi’nde bugün görülen karar duruşmasında sanık Fatih Koçkesen ve avukatı hazır bulundu. Müdahil Cumhurbaşkanı RecepTayyip Erdoğan’ı ise duruşmada avukatı Hatice Özay temsil etti.


"MÜVEKKİLİM İÇ DÜNYASINDAKİ Soma FACİASINDAN ETKİLENME OLAYI NEDENİYLE KABAHAT İŞLEMİŞTİR VE YERE TÜKÜRMÜŞTÜR"
Sanık Koçkesen’in avukatı Osman Öner, suç unsurlarının oluşmadığını belirterek, şöyle konuştu:

"Başbakan’ın suça konu araçta olup olmadığı belli değildir. Bu husus kendisine sorulsun. Müvekkilim gözaltına alınıp karakola götürülürken avukat istemesine rağmen tutanaklara geçirilmemiş, yolda ifade tutanağı düzenlenerek imzalaması istenmiştir. Müvekkilimin kendisi de Cuma’ya giden bir kişi olup, iç dünyasındaki Soma faciasından etkilenme olayı nedeniyle bir kabahat işlemiştir ve yere tükürmüştür. Ancak bu eylemi hakaret kastıyla yapmamıştır. Müvekkilimin hakkında öncelikle beraatini, şayet ceza tertip edilecek olursa lehe olan hükümlerin uygulanmasını, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep ederiz."

"ŞİKAYETÇİYİZ, SANIK CEZALANDIRILSIN"
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatı Hatice Özay ise "Sanığın cezalandırılmasını talep ederiz, şikayetçiyiz" dedi.

"AVUKAT İSTEMEME RAĞMEN BU TALEBİM YERİNE GETİRİLMEDİ"
Söz verilen Sanık Fatih Koçkesen ise "Avukat istememe rağmen bu talebim yerine getirilmedi. Telefonuma el konularak dış dünyayla bağlantım kesildi. Tamamen kendilerinin yazdığı tutanağı imzalamamı istediler. İmzalamak istemeyince de akşam saat 20.00’ye kadar tuttular, imzaladıktan sonra saldılar" ifadelerini kullandı.

"SANIĞIN KAMU GÖREVLİSİNE KARŞI HAKARET SUÇU SABİT"
Davayı karara bağlayan mahkeme, sanığın kamu görevlisine karşı hakaret suçunun sübuta erdiğini  belitti. Mahkeme, suçun işleniş biçimi, kullanılan araç, işlendiği zaman, yer, konunun önem ve değeri, meydana gelen zararın ağırlığı ile kastın ağırlığı, amaç ve saiki gözönüne alarak, sanık Koçkesen’in 365 gün adli para cezasına çarptırılmasına karar verdi.

Sanığın eyleminin aleni ortamda yapıldığının anlaşıldığını belirten mahkeme, cezayı 1/4 oranında artırarak 456 gün adli para cezasına hükmetti.

Mahkeme, sanığın adli sicil geçmişi, dosya kapsamında anlaşılan sosyal ilişkileri, yargılama sürecindeki gözlemlenen davranışlarını da gözönüne alarak indirime gitti ve Fatih Koçkesen’in 380 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verdi.

ADLİ PARA CEZASI ERTELENDİ
Sanığın kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sürecindeki pişmanlığı ve suçun özelliklerini gözönünde bulunduran mahkeme, günlüğü 20 TL’den sanığı 7 bin 600 Tl adli para cezasına çarptırdı. Sanığın daha evvelden kasıtlı suçtan mahkum olmaması, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışlarını gözönünde bulunduran mahkeme, Koçkesen’in yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate vararak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi.

Mahkeme, sanığın 5 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulmasına hükmetti. Sanık Koçkesen 5 yıl içinde suç işlemezse dava ortadan kalkacak.

İDDİANAMEDE 2 YIL HAPSİ İSTENİYORDU
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan 1 sayfalık iddianamede, 11 Temmuz 2014 günü dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın makam aracının Eyüp Sultan Camii önünde park halinde bulunduğu sırada, Fatih Koçkesen’in (28) makam aracına doğru tükürdüğünün olay ve yakalama tutanaklarından anlaşıldığı anlatıldı.

Koçkesen’in Eyüp Sultan Camii önünde park halindeki siyah renkli makam aracının plakasının 02 olduğunu görünce aracın Başbakan’a ait makam aracı olduğunu düşündüğü, Soma’da meydana gelen maden faciasından Başbakan ve hükümeti sorumlu gördüğünden tepki olması açısından araca tükürdüğünü kabul ettiği kaydedildi.

Fatih Koçkesen’in "kamu görevlisine hakaret" suçundan 1 yıldan 2 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyordu.

Sivas Cumhuriyet Ü. Mesleki Dünya Standartları Semineri ÜCRETSİZ

7 Mart 2015 Cumartesi

​Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Fen Fakültesi Öğrenci Temsilciliği tarafından Mesleki Dünya Standartları Semineri Verildi.

Seminere katılan TSC Akademi Eğitim Sorumlusu Gökhan BÜYÜKPOLAT Fen Fakültesinde okuyan Biyokimya,Biyoloji,Kimya,Moleküler Biyoloji ve Genetik, Kimya Mühendisliği ve Eczacılık fakültesi öğrencilerine yönelik meslek hayatlarında kullanacakları ,Kalite Standartları,İyi Laboratuvar Uygulamaları,İyi Hijyen Uygulamaları,İyi Üretim Uygulamaları gibi Dünya çapında geçerli olan kalite standartları hakkında bilgi verdi.Konuşmacı Gökhan Büyükpolat bu kalite sertifikaları ve eğitimleri almadan iş hayatlarında ne gibi zorluklarla karşılaşabileceklerini hatta işsiz bile kalabilecekleri hakkında örnekler verdi.

Fen Fakültesi Öğrenci Temsilciliği ve Biyokimya Kulübü olarak ortak düzenlenen seminere yaklaşık 200 öğrenci katıldı. Seminer Fen Fakültesi Erfüz Edgüer Konferans salonunda gerçekleşti. Konferansa Biyokimya Bölümü Prof.Dr Şenay ÇETİNUS ve Biyokimya Bölümü Yar.Doç. Demet BAYBAŞ'ta katıldı.

Konuşmacı Gökhan BÜYÜKPOLAT bu etkinliği düzenlenmesinde katkısı olan Cumhuriyet Üniversitesi Öğrenci Konsey Başkan Yardımcısı, Fen Fakültesi Öğrenci Temsilcisi ve Aynı zamanda Biyokimya Bölümü Bölüm Temsilcisi olan Emre DEMİR'e teşekkür etti.






İlker Başbuğ: Benim serbest bırakılmam bir başlangıçtır

8 Mart 2014 Cumartesi

İlker Başbuğ: Benim serbest bırakılmam bir başlangıçtır
Ergenekon davasından tutuklu eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Silivri Cezaevi'nden tahliye edildi. Çıkışta bir açıklama yapan Başbuğ, "Bütün kalbimle inanıyorum ki Silivri'de, Maltepe'de ve diğer yerlerde suçsuz bulunan arkadaşlarım da en kısa sürede hürriyetlerine kavuşacaklar." dedi.

İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Ergenekon davasından müebbet hapis cezası çarptırılan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile ilgili tahliye kararı vermesinin ardından Başbuğ Silivri Cezaevinden ayrıldı. Çıkışta açıklama yapan Başbuğ, "Genelkurmay Başkanı terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlanarak tutuklandı. Taktir yüce Türk milletin aittir. Aradan 26 ay geçti. Bizi bu 26 ay cezaevinde nefret ve intikam duygularıyla hareket edenler burada tuttu. Beni 26 ay hürriyetimden yoksun bıraktılar. Yüce Türk milleti iddiaların geçersizliğini, Genelkurmay Başkanı ve karargahının terör örgütü olarak suçlamanın kabul edilmez bir durum olduğunu darbecilikle hiçbir alakamızın olmadığını kısa bir süre de anladı." ifadelerini kullandı.

"Ben bugün buradaysam yüce milletimizin bizlere gösterdiği sevgi ve destekten dolayı buradayım. Yüce Türk milletine en derin şükranlarımı sunuyorum."
diyen İlker Başbuğ, "Benim serbest bırakılmam bir başlangıçtır. Bütün kalbimle inanıyorum ki Silivri'de, Maltepe'de ve diğer yerlerde suçsuz bulunan arkadaşlarım da en kısa sürede hürriyetlerine kavuşacaklardır. Bu gerçekleşmezse benim hürriyetimi kazanmamın hiçbir anlamı kalmaz. Bugün ben ne kadar suçsuz isem benim gibi diğer arkadaşlarıma da suçsuzdur." diye konuştu.

CHP'liler, kadınlar gününde pansuman malzemesi dağıttı

CHP Esenyurt Belediye Başkan adayı Çetin Çapan, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde kadınlara pansuman malzemesi dağıttı. Çapan, çiçek buketi ile birlikte verdikleri tentürdiyot ve sargı bezinin şiddete tepki için dağıttıklarını belirtti.

Çetin Çapan, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde farlı bir etkinlik yaptı. Esenyurt meydanında partililerle buluşan Çapan, burada meydandan geçen kadınlara çiçek ile birlikte pansuman malzemesi dağıttı. İçinde tentürdiyot, sargı bezi ve yara bandı olan paketler çiçekler ile birlikte başkan adayı Çapan tarafından kadınlara dağıtıldı. İçinden farklı bir hediye çıkacağını düşünen kadınlar pansuman malzemelerini görünce şaşırdı.

Çapan yaptığı açıklamada, "Kadın şiddet vakfı araştırmalarına göre Esenyurt'ta 2013 yılında 974 kadın şiddet görerek polis merkezine gitmiştir. 110 kadına koruma kararı alınmış, 153 kadın ise sığınma evlerine yerleştirilmiştir. 4 kadın da eşi tarafından öldürülmüştür. Erkeklerin yüzde 35'i eşine şiddet uyguluyor. Şiddet uygulayan kadınlar ya sesiz kalıyor, ya da yakınlarıyla paylaşıyor. Biz belediye seçimlerini kazandığımız da Esenyurt'ta kadınlarımıza sığınma evleri yapacağız. Kadına şiddetin önüne geçeceğiz. Şiddet gören kadına sahip çıkacağız ve şiddete karşı duracağız. Dağıtılan bu malzeme şiddet gören kadınların yaralarını sarmak ve şiddet görmelerini engellemek amaçlı simgesel bir şeydir ve tepkidir." dedi.

Muğla'da kar yağışı ve sağanak

5 Mart 2014 Çarşamba

AA muhabirinin Muğla Meteoroloji Müdürlüğü yetkililerinden aldığı bilgiye göre, kentte 6 saatte metrekareye 34 kilogram yağış düştü. Yağışlar nedeniyle Karabağlar Yaylası'ndaki tarım arazileri sular altında kaldı.
Ortaköy, Yaraş, Karabağlar mahallelerinde yolların suyla dolması sonucu sürücüler ve vatandaşlar zor durumda kaldı. Kavşaklarda önlem alan trafik ekipleri, etkili yağış nedeniyle sürücüleri dikkatli araç kullanmaları yönünde uyardı.
Muğla-Antalya ve Muğla-Denizli karayolu güzergahının bazı bölümlerinde yer yer heyelanlar meydana geldi. Dağdan düşen kaya par çaları nedeniyle Muğla-Marmaris karayolunda ulaşım, tek şeritten kontrollü olarak sağlanıyor.
Öte yandan Gökova Körfezi'nde etkili olan şiddetli sağanak ve kuvvetli rüzgar nedeniyle balık avına çıkan balıkçılar da zor anlar yaşayarak dönmek zorunda kaldı.
Muğla'nın yüksek kesimlerine kar yağdı
Bu arada, hava sıcaklığının 4 dereceye kadar düştüğü Muğla'nın Göktepe ve Yılanlı mevkilerine de kar yağdı.
Kar yağışına hazırlıksız yakalanarak yolda kalan araçlar kent merkezine geri dönerken, bazı sürücüler ise lastiklerine zincir taktıktan sonra yola devam edebildi.
Kar yağışı dolayısıyla yüksek kesimlerde etraf beyaz örtüye büründü. Kar yağışının başlamasının ardından kent merkezinde yaşayan vatandaşlar kar yağışını izlemek amacıyla otomobilleriyle bölgeye geldi.
Göktepe ve Yılanlı mevkilerinde aralıksız devam eden kar yağışı nedeniyle İl Özel İdaresine bağlı kar küreme aracı, yol açma çalışması için bölgeye gönderildi. 
Kar kalınlığının bazı kesimlerde 30 santimetreye kadar ulaştığı Yılanlı mevkisinde kent merkezinden aldığı öğrencileri köylere taşıyan minibüsler yolda kaldı. Araçların yolda kalmasıyla kar yağışını fırsat bilen öğrenciler, uzun süre kar topu oynadı.

Güney Sudan ordusunda çatışma

Ülkenin resmi ordusu konumundaki Sudan Halk Kurtuluş Ordusu'ndan (SPLA) yapılan açıklamada, "Başkent Cuba'daki ordu karargahında, komando birliği ile diğer bir birlik arasında, maaşın gecikmesi ve işlerin yavaş yürümesi nedeniyle patlak veren anlaşmazlık nedeniyle çıkan çatışmada, 5 asker yaşamını yitirdi, bazıları da yaralandı. Ağır silahların kullanıldığı çatışma sona erdirildi" denildi.
Yaralıların sayısına ilişkin net bilgi verilmeyen açıklamada, olayla ilgili soruşturma açıldığı ve çatışmaya karışanların gözaltına alındığı belirtildi.
Öte yandan Enformasyon Bakanı Michael Makuei Lueth, Cuba'da düzenlediği basın toplantısında, SPLA karargahından çatışma sesleri duyulması üzerine, "ordu birlikleri arasında bölünme" yaşadığına dair yer alan haberlerin gerçeği yansıtmadığını ifade etti. Lueth, "Bu sabah meydana gelen olaylar, herhangi bir askeri karargahta meydana gelebilecek normal bir şey" dedi.

Türkiye gideceği yolu biliyor

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Brüksel'deki temaslarının son gününde burada yaşayan Türklere hitap ederek, "Tartışmalara, iftiralara, seçime dönük olan bitenlere hiç bakmayın. Türkiye gideceği yolu da biliyor. Kimin peşinden gideceğini de biliyor, kimi lider yapacağını da kimi başbakan yapacağını da biliyor. Bunlar hariçten gazel okuyorlar. Bizim milletimiz hariçten gazel okuyanları bilir ve ona göre de her daim tavır alır. Ben inanıyorum ki 30 Mart’ta da aynı tavrı yine alacaktır” dedi. 
Adalet Bakanı Bozdağ, Türklerin yoğun olarak yaşadığı Schaerbeek semtindeki Fatih Camii lokalinde düzenlenen toplantıya katıldı. Bozdağ, burada yaptığı konuşmada, istikrarın önemine dikkat çekerek, "Türkiye’nin aydınlık yolunu karartmak isteyenlerin her daim olduğunu ve bundan sonra da olacağını" belirtti. Bozdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Sayın Başbakan’ın şahsına, ailesine, çocuklarına, sevdiği saydığı ne kadar kişi varsa onların üzerine iftirayla büyük bir bombardıman yapılıyor. Herkes bunu görüyor. Biz de bunu görüyoruz, millet de bunu görüyor. Bu oyuna, bu oyunda oynayanlara, bu millet hiç prim vermedi yine vermeyecektir. Sandıkta herkes dersini alacaktır." 
Milletin dualarıyla geldiklerini söyleyen Bozdağ, "Gazetelerin manşetleriyle veya sermayenin kararıyla veya karanlık odakların, güçlerin kararıyla buraya gelmedik. Bundan sonra da yolumuzu onlarla yürümeyeceğiz. Yine milletle yürüyeceğiz. Milletin adamları olmak bizim için şereflerin en büyüğü. Tayyip Erdoğan da tıpkı Adnan Menderes gibi, tıpkı Atatürk gibi, tıpkı Erbakan gibi milletin adamıdır” diye konuştu.
Seçime giderken milletin iktidara ya da başka partilere muhabbetini azaltmak için birtakım oyunlar olabileceğini ifade eden Bozdağ, şunları söyledi:
“Hatırlarsanız 2002 seçimine giderken Başbakanımızın ismini milletvekili listesinden silmişlerdi, adaylığını iptal etmişlerdi, milletvekili seçilememişti. ‘Oy vermeyin, muhtar bile olamaz’ diye propaganda yapıldı. Ama netice nafile, Başbakanımız ve partisi milletimiz tarafından büyük bir kabul gördü. Muhtar değil Başbakan oldu ve ülkeyi dünyanın yıldız ülkelerinden birisi haline getirdi.  2007’de de ‘367’ vardı, 28 Nisan bildirisi vardı. Cumhurbaşkanı seçemeyen bir Türkiye vardı. Millet o zaman da ‘Yüzde 34 az, yüzde 47 vereceğim’ dedi. Yolları yine millet açtı. Şimdi de başka şeyler var. Biz her seçim öncesi kara propagandaya alıştık.”
Türkiye’deki pek çok değişim ve dönüşümün de yurt dışında yaşayan Türklerin katkısıyla olduğunun altını çizen Bozdağ, “Türkiye’yi güçlü tutmak her yerdeki insanımızın da güçlü olması anlamına gelir” dedi.
Bozdağ, “Yardım elini dünyanın dört bir yanına uzatan, uzatabilen bir ülkemiz var. Nerede bir soydaşımız, nerede bir akrabamız nerede bir vatandaşımız varsa Türkiye tereddütsüz onun yanındadır” diye konuştu.
Bozdağ, Brüksel’deki ikinci gün temasları kapsamında Yunus Emre Kültür Merkezi’ni ve La Vertu adlı okulu da ziyaret etti.
Muhabir: Güven Özalp

Yeni Başbakanlık binasının yapımında sıkıntı yok

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Memorial Ankara Hastanesinin açılış törenine katıldı.
Erdoğan, törende yaptığı konuşmada, hastanenin hayırlı olması temennisinde bulunarak, "Bu modern hastaneyi Ankaramıza kazandıran Memorial sağlık grubunu kutluyorum" dedi.
"Türkiye'nin geçtiğimiz 12 yılda sağlık alanında yaşadığı büyük dönüşümün özel sektördeki en çarpıcı örneklerinden biri olarak Memorial'ı görüyoruz" diyen Erdoğan, şöyle devam etti:
"Biz sağlık hizmetlerinin kalitesini sadece belirli bir kesim için değil, ülkemizin belli bir bölgesinde değil, istiyoruz ki Türkiye'nin dört bir yanı bundan aynı şekilde istifade etsin. Memorial Sağlık Grubu Hastanelerinin dağılımı dahi bu yaygınlığı göstermeye yetiyor. İstanbul'daki vatandaşlarımız bu kaliteli hizmetten istifade ediyor, aynı şekilde Diyarbakır, Antalya, Kayseri bundan yararlanıyor, şimdi de Ankara bu hizmetten yararlanmaya başladı, hayırlı olsun diyorum."
"Hemen 'Emine Hanım'ın hastanesi..."
Bir korkusunu da dile getiren Erdoğan, "Ben tabii bir şeyden de korkuyorum. O da ne biliyor musunuz? Ben hanımla nereye gitsem, hemen 'burası Emine Hanım'ın hastanesi" dedi.
Bir zamanlar bir hastaneye gittiklerini anlatan Erdoğan, şunları söyledi:
"Orayı yaptılar hemen 'Emine Hanım'ın hastanesi.' Bir pastaneler zincirinin açılışına gittik, o pastaneler zinciri Emine Hanım'ın oldu. Şimdi korkuyorum, Memorial'da şimdi bizim hanım buraya ortak olmuş olacak. Bu endişeyi de taşıyorum. Allah siyasette böyle muhalefeti kimsenin başına vermesin, çünkü bunlarda yalan, dolan, iftira aman yarabbim çok fazla. Onun için bunu burda özellikle vurgulamak istedim."
"Sabah namazı saatinde kaldırırdı"
Geçmiş dönemlerde hastanelerde yaşananları hatırlatan Başbakan Erdoğan, annesinin çocukken kendisini sabah namazı saatinde kaldırarak, sıra numarası almak için İstanbul Okmeydanı SSK Hastanesi'ne gönderdiğini anlattı.
Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Numarayı alırım ondan sonra Anacığım gelir, orda tedavisi, teşhisi için o numarayla doktor kuyruğunda fazla beklemeden hemen doktorun muayenehanesine girerdi. Bu günleri yaşadık. Ama şimdi hamdolsun bunlar geçti. Hastanenin eczanesine inersiniz o zaman, ilacın yarısı var, yarısı yok. Bunları yaşadık. Ama artık böyle bir dert de yok.  Şimdi, istediğin hastaneden hizmeti alabiliyorsun. İstediğin eczaneden ilacını gidip alabiliyorsun. Eksik ilaç diye bir şey yok. Niye? İnsan bizim için çok önemli de onun için. Hep Kanuni'nin lafı aklıma gelir. Ama bu televizyon dizilerindeki Kanuni değil ha. Bizim Kanunimiz, at sırtından inmeye fırsat bulmadı ömrü boyunca. 'Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi' diyor. Yani bir sağlıklı nefesi Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye'ye feda eden bir ecdadın torunlarıyız biz. Onun için bu hizmetler ayrı bir önem taşıyor."
"Hiç bir vatandaşımızın mağduriyetine izin vermiyoruz"
Yaptıkları yeniliklerle sağlık sistemini baştan aşağı değiştirdiklerini ifade eden Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Bugün ülkemizde dünyada örnek alınan pek çok ülkenin kendisine uyarlamak için gelip incelediği, vatandaşımızın her fırsatta memnuniyetini ifade ettiği bir sağlık sistemine sahibiz. Elbette bir takım eksiklikler, aksaklıklar olabilir, ama bunları da en kısa sürede düzelterek yolumuza devam edeceğiz. Bakın iddia ile söylüyorum; bizim Türkiye'de uyguladığımız sistem bugün Amerika'da bile yok. Amerika bizim sistemimizi başaramadı. Amerika kendi vatandaşına, şu anda bizim verdiğimiz sağlık hizmetini bu şekilde veremiyor. Sayın Obama bir değişiklik, reform yapmak istedi hala başaramadı. Bu kadar önemli bir olay bu. Ama biz başardık. Biz sağlıkta özel sektör, kamu ayırımı yapmıyoruz, bizim için esas olan insanımızın en iyi sağlık hizmetini alabilmesidir. Bunun için kim nereden hizmetini alırsa alsın, biz belirlediğimiz kriterler çerçevesinde onun bedelini ödüyoruz. Asgari sağlık hizmetleri konusunda hiç bir vatandaşımızın mağduriyetine kesinlikle izin vermiyoruz, vermeyeceğiz. Bunun ötesinde daha iyi, daha kaliteli, daha konforlu hizmet alabilmek için elbette kısa burada bir fark ödemek suretiyle bu hizmeti de dilediği yerden alabilir." 
Öğretmen atamaları
Erdoğan, tören alanındakilerin öğretmen atamalarına ilişkin bir sorusu üzerine, "Biliyorsunuz, 10 bin atamayı yaptık, Ağustos'ta 40 bin atama yapacağız. Dolayısıyla bu yıl içerisinde 50 bin atama yapmış olacağız ki bunlar cumhuriyet tarihende pek olmuş şeyler değil" dedi. Erdoğan, ayrıca bu ay 4 bin 700 sağlık personelinin alınacağını da kaydetti. 
Erdoğan daha sonra eşi Emine Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Memorial Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ahmet Yaşar Aydın ile açılış kurdelesini kesti.

Rusya Güzellik Birincisi İşte Rusların en güzel kızı

3 Mart 2014 Pazartesi



Rusya'nın başkenti Moskova'da düzenlenen “Miss Rusya 2014” finalinde Balakova'dan katılan 23 yaşındaki Julia Alipova birinci oldu.


Kim Gülen'e mektup yazdı başına gelmeyen kalmadı


CEMAATİN DERDİ TEKASÜR KRİZİ
Karşımızda, yola çıkış itibariyle dinî bir yapı var. Bu yapı, eğitimi kendisine alan olarak seçmiş ve bu alanda yürümüş. 1967'lerde yola çıkmış olan hareket; bugün okulları, dershaneleri, basın-yayın organları, ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlarıyla adeta devlet haline gelmiştir. Dostça bir eleştiri yapmak isterim. Problem, Gülen cemaatinin güce ve nüfuza talip olmasıdır. Kur'an'daki Tekasür Sûresi'nde ifade edildiği gibi ben bunu "Tekasür Krizi" olarak adlandırıyorum. Yani çoğaltma tutkusu krizi.
10 YIL ÖNCE GÜLEN'LE TANIŞTIM
Gülen grubuna mensup insanları 30 yıldan beri tanırım ve görüşürüm. Hocaefendi ile tanışmam ise 10 yıl önceye dayanıyor. Hocaefendi hakkında bir karalama kampanyası yapılmıştı ve o dönem Akit gazetesindeki köşemde yapılanın yanlışlığına dair bir yazı yazmıştım. Bu yazı üzerine mektuplaştık ve 2009 yılında bir program nedeniyle gittiğim Amerika'da bir görüşmemiz de oldu.
CEMAATE OBEZ ABİ BENZETMESİ
Problem olarak gördüğüm bazı meseleleri ilettim ve daha sonra bir mektupla da bu eleştirilerimi teyit ettim. Özetle Cemaatin, Müslüman cemaatler içerisinde abilik konumuna oturduğunu ama obez bir abi olduğunu, elindeki rızkı; küçük kardeşlerine paylaştıracağına, küçük kardeşlerinin önündekini de almaya çalıştığını söyledim.
İkincisi; ümmetin çıkarı ile cemaatin çıkarı ne zaman çatışsa, bugüne kadar hep ümmetin çıkarını değil, kendi çıkarını öncelediğini ifade ettim.
Üçüncüsü; Cemaatin bir menfaat grubu görüntüsü verdiğini belirttim.
Dördüncüsü; zengin sever bir görüntü verdiğini, yoksul, muhtaç, mağdur ve mazlum kesimlere sahip çıkması gereken bu yapının güç ve nüfuza sahip çıktığını münasip bir lisanla ilettim. Bu eleştirileri hem hocaefendiye, hem de cemaatin buradaki temsilcilerine ilettim.
BAŞIMIZA GELEN PİŞMİŞ TAVUĞUN BAŞINA GELMEDİ
Hocaefendi gayet nazikâne davrandı; fakat oradan çıktıktan sonra başımıza gelen pişmiş tavuğun başına gelmedi.
Şahsi olarak başıma gelenleri anlatarak olayı kişiselleştirmek istemiyorum. Ancak Akabe camiası olarak size birkaç örnek verebilirim.
KELEPÇE TAKIP GÖTÜRDÜLER
Akabe kardeş kuruluşlarımızdan bir arkadaşımızın uzak vilayetlerden birinde bir BAĞ-KUR davası var. BAĞ-KUR memuru, primleri alıyor ve yolsuzluk yapıyor. Bizim arkadaşımız mağdur ve bu dava da 15 senedir sürüyor. Mağdur olan arkadaşımızı davaya götürmek için bileğine kelepçe takıp hapse attılar. Yalvar yakar, rica minnet ancak kelepçeli şekilde uçakla davaya gönderme izni alabildik. Bu olayın arkasını araştırdığımızda ise karşımıza Cemaat çıktı.
CEMAATİ ELEŞTİRİYORSUNUZ!
İkinci olay ise yine Akabe kardeş kuruluşlarımızdan bir yardım kuruluşumuzun kamu yararına vakıf statüsü alabilmesi için müracaat ettik. Yeterlilik teftişi yapan müfettiş geldi ve açıkça kuruluşumuzun başkanına, "Ben size yeterlilik raporu vermeyeceğim. Çünkü siz cemaati eleştiriyormuşsunuz" dedi. Bu hâkim ve müfettiş cemaatin değil, devletin memurudur. Cemaatten değil, milletten maaş almaktadır.
CEMAATİN İÇİNDE 3 KESİM VAR
Cemaatin içerisinde üç kesim olduğunu görüyorum. Birinci kesim; Gerçekten samimi, candan, mü'min insanlar. İkinci kesim de; cemaatten nemalanan ve cemaati bir menfaat organizasyonu gibi gören insanlar. Üçüncü kesim ise çok elit, çok az. Bu kişiler beyin takımını oluşturan ama beyni kendilerine bırakılmamış, yani merkezden "Biz yaparız" diyen bir takım.
Bu üç kesimden birinci kesimin ciddi manada şu anda bir kısmının koptuğunu görüyorum. Bu kişiler, "Biz bunun için yapmadık, bunun için yardım etmedik, bunun için para vermedik" diyor. Birinci kesimin ikinci kısmıysa şu anda tereddüt ve ciddi bocalama yaşıyor.

1992, Hocalı'da Ermeniler ne yapmıştı?

2 Mart 2014 Pazar

Hocalı'da katledilen 613 Azerbaycan Türk'ü, Türkiye'nin Bakü Büyükelçiliği'nde düzenlenen etkinlikle anıldı. Büyükelçi Alper Coşkun, "Bu vahşeti, Azerbaycan'la birlikte tüm dünyaya anlatmaya devam edeceğiz" dedi
Etkinliğe, Türkiye'nin Bakü Büyükelçisi İsmail Alper Coşkun, büyükelçilik müşavir ve çalışanları, KKTC Azerbaycan temsilcisi Sadettin Topukçu, Azerbaycanlı milletvekilleri, bilim adamları, Türk işadamları ve çok sayıda davetli katıldı.
Etkinlikte konuşan Büyükelçi Coşkun,“kurbanların Türkiye'nin birçok bölgesinde anıldığını, bunu vicdan borcu olarak kabul ettiklerini” belirtti.

Acılar dinmiyor
Coşkun konuşmasını şöyle sürdürdü;
"Azerbaycan bizim için her konuda ortaktır. Yukarı Karabağ, KKTC gibi davalarımızı tüm uluslararası platformlarda birlikte anlatmaya devam edeceğiz. Önce kendi çocuklarımızı bilinçlendireceğiz, sonra dünya toplumuna gerçekleri anlatacağız.
Yaptığımız çalışmaları, birçok diplomatımızın şehit olmasına rağmen tarihin saptırılmasına karşı çabaları yeterince anlatabilmiş değiliz. Azerbaycan ve Türkiye bu konuda aktif şekilde uluslararası toplumu bilinçlendirme kararlılığındadır.
Tarihi gerçekleri ortaya koyacağız. Adil bir hafızanın, medeni dünyanın gerektirdiği şekilde herkes tarafından bilinmesini sağlamaya gayret edeceğiz. Hocalı vahşetinin üzerinden 22 yıl geçti. Katliamın acıları bir türlü dinmiyor.
Bizlere düşen sorumluluk, yaşananları anlatmaya devam etmektir. Türkiye olarak her zaman Azerbaycanlı kardeşlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz."

Süleymanov: O gece Hocalı yerle bir edildi
1992 yılında Hocalı'da Ermeniler tarafından vahşice katledilen masum siviller, Kars'ta da düzenlenen törenle anıldı.
Azerbaycan Kars Başkonsolosluğu'nda düzenlenen törende katliamı anlatan Azerbaycan Kars Başkonsolosu Ayhan Süleymanov, “sadece Azerbaycanlılara karşı değil, tüm insanlığa karşı işlenmiş bu vahşetin organizatörünün Ermeni milliyetçiliği olduğunu” savundu.
25 Şubat 1992 yılında yapılan katliamda silahlı Ermeni askerlerince o dönemde Sovyetler Birliği'ne ait olan Dağlık Karabağ'ın Hankendi kentinde bulunan 366. Alayın katılımıyla 7 bine yakın Azerbaycanlı'nın yaşadığı Hocalı şehrine 5 yönden saldırıda bulunduğunu belirtti.

Diri diri yakıldılar
Süleymanov, kentte çok sayıda hasta, yaralı, ihtiyar, kadın ve çocukların olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

          "O gece Hocalı şehri yerle bir edildi. Silahsız sivil nüfus, toplu olarak katliama maruz kaldı. Çocuklar, kadınlar, ihtiyarlar, hastalar olmadık vahşetle yok edildi. Bu vahşi saldırıda amaç kentin bütün halkını yok etmekti.
Hocalı soykırımı sonucunda masum insanlar diri diri yakıldı, 613 kişi hayatını kaybetti, binden fazla sivil sakat bırakıldı, bin 275 kişi rehin alındı. Bunlardan 150'si kayboldu. Katledilenler arasında 106 kadın, 63 çocuk ve 70 de yaşlı vardı. Sakat olanlardan 76'sı küçük çocuktu."

Dünya bilmeli

Dünyanın bu katliamdan haberdar olması gerektiğine dikkat çeken Süleymanov,
"Artık Kanada, Meksika, Kolombiya, Peru, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Bosna Hersek, Romanya, Çek Cumhuriyeti ve Ürdün'ün parlamentoları Hocalı soykırımını tanıdı. Bir daha beyan ediyoruz ki, Hocalı faciası uluslar arası hukuk ilkelerine göre soykırımıdır" dedi.

Vahşetin kurbanları için mevlit okutuldu
Azerbaycan'ın Hocalı kasabasında 22 yıl önce Ermeni askerlerince katledilen 613 kişi için Van'da mevlit okutuldu.
26 Şubat 1992'de Karabağ'ın Hocalı kasabasında gerçekleştirilen katliamın 22. yıl dönümü dolayısıyla Azerbaycan Beynelhalk Diaspora Merkezi Genel Başkanı İsmail Ağayev ve Uluslararası ASİM-DER Yönetim Kurulu Başkanı Göksel Gülbey, beraberlerindeki heyetle Van'a geldi.
İl Müftülüğü'nü ziyaret eden heyet, müftü Nimetullah Arvas'a teşekkür plaketi sundu. Arvas'ın Kur'an-ı Kerim ve çeşitli kitaplar hediye ettiği heyet, buradan Hz. Ömer Camisi'ne geçti. Camide Hocalı Katliamı'nda hayatını kaybedenler için düzenlenen programa katılan heyet, din görevlileri Abdurrahman Türün ve Nasrullah Aydın'ın okuduğu mevlidi dinledi. Program, İl Müftüsü Arvas'ın şehitler için okuduğu dua ile son buldu(Yeniçağ).

Türk Tarihi hem zaferlerle hem de acılarla dolu…
Balkanları hatırlayınız…
Yemen ellerini hatırlayınız…
Kafkasları hatırlayınız…
Milyonlarca TÜRK hayatını kaybetti…
Ama öldürülen TÜRK olunca kimseden ses çıkmıyor…
Oysaki bugün Türk Bayrağı altında yaşayanlar, bu vatanı bu TÜRK’e borçludur!

Erdal Sarızeybek

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan: 'Elimizde enteresan vaaz kasetleri var'

Bit pazarının bereketi olsaydı yağmur yağardı. Değişmediler, değiştiremediler. Milletin dilini kullanamadılar. Milletle aynı istikamete bakmadılar. Milletin kutsallarına saldırdılar. Milletle kucaklaşmadılar. Sandıktan Ak Partiile başa çıkamadılar. Şimdi başka yollarla bazı usullerle AK Parti'yi yıpratmaya çalışıyorlar. Bu CHP ve MHP genel başkanları ruh ikizidirler. Kafa kafaya verdiler, sandıkta alt edemedikleri AK Parti'yi iftira ile montaj kasetlerle yıpratacaklarını sanıyorlar.
Bir tanesi CHP Genel başkanı, hangi sandıkta oy vereceğini bilmiyor bile bu adam. Geçen yerel seçimde belediye başkanı oldu. Konuşurken ne diyor biliyor musunuz? Kağıttepe'de diyor. Kağıthane'den haberi yok. O seçimlerde kendine bile oy kullanamadı. Bunların eline üç beş koyun verseniz kaybedip öyle gelirler. Kasetle geldi partiye genel başkan oldu. Kasetle gelenler kasetle giderler. Milletle gelenler milletle giderler. Onlar kasetle biz milletle geldik.
Bir tanesi MHP genel başkanı. ne olduğunun farkında değil. Milliyetçi midir, ulusalcı mıdır, Ergenekoncu mudur, buna karar veremedi. Ispartalıların güzel bir sözü var. Söyleyeyim... Bilmediğin yola girme düşesin. Bilmediğin aşı yeme davul olur şişersin. Bilmiyorum başarabildim mi? Şaşkın şaşkın suratını asma düz yol varken çamura basma. Bunlarda takiye var, iftira var. Bunlar iftirayı seviyorlar.

Merhum Said-i Nursi'ye neden Demokrat Parti'yi desteklediğini talebeleri soruyorlar. Verdiği cevap manidar.
"Eğer demokrat partisi düşerse ya halk partisi veya millet partisi iktidara gelecek. Dolayısıyla vatanımıza tehlike oluşturur. CHP'nin iktidara gelmemesi için Demokrat Parti'yi, şuranın altını çiziyorum, Kuran, vatan ve İslamiyet namına muhafazaya çalışıyorum"
Başka ülkelerden burayı karıştırmayı aklından bile geçirmedi. İstese kaçabilirdi. Ama o kaçmadı. Tam tersine Rusya'ya esir düşmüşken Sibirya'dan kaçtı kendi ülkesine geldi. İşin ucunda hapishanede olsa vatanım dedi. Ve şu ifadeyi kullandı "Zalimler için yaşasın cehennem"
Şimdi Pensilvanya'daki zat, ağzına hiçbir zaman Bediüzzaman'ın cümlelerini almamıştır. Güya Bediüzzaman'ın yolundan gidiyor, yalan. CHP ile şu an kol kola gelen, kaset siyaseti yapan biri nasıl Said Nursi'nin peşinden gidebilir?
‘MAŞALLAH PAPA İLE EL ELE KOL KOLA’
12 Eylül'de darbecilerle, onlara şirin mektuplar yazmıştır ha. Maşallah Papa'yla el ele kol kola fotoğrafları var biliyorsunuz. Sen siyasetçi değilsin. neyi nasıl yapıyorsun bunu anlamakta zorlanıyorum. 28 Şubat'ta darbecilere hoş görü ödülü veren, 17 Aralık'ta CHP ile darbeye yeltenen biri nasıl Bediüzzaman'ın izinde olabilir.

Zaman yazarı Türköne'ye göre Erdoğan değil cumhurbaşkanı, başbakan bile olamaz!

ASLAN PAYI ERDOĞAN'A

Güç Başbakan’ın elinde olduğuna göre onun hakkına “aslan payı” düşüyor. Meşhur hikâyedir: Aslan, karşısında tilki ve kurt birlikte yakaladıkları avı üçe ayırıp paylaştırıyor. “İlk parça eşit pay sahibi olarak benim. İkincisi, kral olduğum için bana düşüyor. Üçüncü ise aranızda en güçlü olarak benim hakkım ve göz koyanı parçalarım.”
İktidar güçlü olduğu için, Başbakan “aslan payı”nı alıyor ve böylece hak “yerini” bulmuş oluyor.

CUMHURBAŞKANLIĞI ORTADAN KALKTI! 
17 Aralık’tan sonra, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı ihtimali bütünüyle ortadan kalktı. Partisinin başında siyasete devam edebilir mi? Üç dönem şartını kaldırsa bile, hükümetin değil sadece partisinin başında kalabilir.

OYLAR 2002'NİN ALTINDA!

AK Parti’nin bugün itibarıyla genel seçim oyları 2002 düzeyinin altına inmiş durumda. Yolsuzluk soruşturmalarını durdurmak için çabalarken devletin çivisini çıkarttılar. Dağılan parçaları bir araya getirmek ve istikrarı yeniden kurmak artık Başbakan’ın elindeki araçlarla mümkün değil. Hukukun ortak payda hüviyetini kaybettiği şartlarda istikrarı ve güven ortamını sürdürmek için her şeye yeniden başlamak gerekir.

MEŞRUİYETİNİ KAYBEDİYOR

Başbakan, gücünü bir hak olarak kullanırken, asıl bu gücün kaynağı olan sandıktaki meşruiyetini kaybediyor. Son tahliyeler acaba AK Parti’ye ne kadar oy kaybettirdi dersiniz? Seçim meydanlarında AK Parti’nin adayları diğer partilerin adayları ile yarışıyor. Başbakan ise adaleti esir alarak ve “siyasî olmayan” bir kavga yürüterek onlara köstek oluyor. Bu yanlışlık ne kadar sürebilir? Adalet elbette herkes için mutlaka eninde sonunda yerini bulacaktır. 

Erdoğan Gülen'i Said Nursi ile vurdu!

SAİD NURSİ NEDEN MENDERES'İ DESTEKLEDİ?

Merhum Said Nursi eserlerinin önemli kısmını Barla'da verdi. CHP'nin zulmünü burada yaşadı. Merhum Bediüzzaman Said Nursiye neden Menderesi desteklediklerini soruyorlar diyor ki: "Eğer Demokrat Parti düşerse ya Halk Partisi ya Millet Partisi iktidara gelir ve sosyal yaşantımızı etkiler. DP'yi Kuran vatan, millet menfaati için destekliyorum" 

Said Nursi ülkesinden kaçmadı, Rusya'da hapishaneden kaçtı ama ülkesine döndü. Ülkesindek kaçıp başka ülkelerden karıştırmadı. Pensilvanya'daki zat Bediüzzaman'ın ismini adını ağzına almadı.

28 Şubat'ta darbecilere ödül veren, CHP ile kolkola olan birisi nasıl Bediüzzaman'ın izinden gidiyor olabilir ki? Dürüstsen samimiysen bu ülkeyi karıştırmayı bırak dön buraya gel diyorum.

Ben da safmışım ellerimden geleni yaptım. Bana gönderilen kitaplarında methiyeler gönderdi. Bana da tespih gönderdi. Ama ananas göndermedi. 

HOCALARIMA SORDUM

Peygamberimizin olimpiyatlara geldiğini söyleyince şaşırdım. Hocalarıma sordum. Bunun itikadi mesele olduğunu söylediler. Ama değil mi ki kamyona bindirdiler. 

Nerede Barla'daki merhum Said Nursi nerede Pensilvanya'daki zat. Zaten rahle-i tedrisinden geçmemiş, ama öyle yutturmuş.

Cebrail parti kursa desteklemem diyecek kadar kibir içinde. Ama şimdi CHP'ye destek veriyor.

İNLERİNDEN ÇIKARIP REZİL EDECEĞİZ

Bunlar dinledikleri telefonlarla sadece şantaj yapmıyorlar, haraç toplayıp tehdit ediyorlar, istediklerini söyletip yazdırıyorşar. Ama rahat olun, hiçbir şantaj çetesine boyun eğmeyeceğiz. Bunların inlerine girip önünüzde rezil edeceğiz. Topladıkları haraçları, yargı içinde yaptıkları usülsüzlükleri anlatacağız. Ulusal güvenliğimizi tehdit eden bu yapıyı yılanın deliğine de girse bulacak çıkaracak yargıya teslim edeceğiz.
 
Ana Sayfa | Reklam Ver |İletişim
Copyright © 2013. Türkiye Haberleri,Siyaset,Ekonomi,Yerel Seçimler,Spor - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalama yapılamaz!..